Son nefesini verirken
yanında değildim…
Dünya gözüyle göremedim
Rabbine kavuşmayı bekleyen çehresini…
Kasvetli bir sabahın
koynunda, bir yolcu otobüsünün içimi boğan karanlığında
öğrendim dünya sürgününü nihayetlendirdiğini…
Gayr-ı ihtiyârî
dudaklarımdan dökülen “İnna lillahi ve inna ileyhi
raciun” sadâsı yankılandı kulaklarımda…
Yetişememiştim…
Küçücük bir çocukken
elinden tutup parka götürdüğü, kol kanat gerdiği,
kucağında değil yüreğinde taşıdığı torunu yetişememişti
son anlarına…
Şuuru yerinde olsaydı
acaba gönül koyar mıydı bana?
“Bu nasıl bir vefasızlık
böyle?” der miydi?
Orada olsam ne
yapabilirdim?
Belki ellerini tutardım…
Belki sadece gözlerine
bakardım…
Başımı öne eğer, öylece,
çaresizce otururdum belki…
Ama yanında olurdum…
Kaderin bu en çetin
uğrağında onu yalnız bırakmamış olurdum…
Olmadı…
Yapamadım…