Peygamber Efendimizin Doğumu (Mevlit Kandili) Hakkında..


Share

Bir belediye otobüsünde yan yana oturmuş, seyahat eden iki gençten biri arkadaşına “Mevlid Kandili nedir?” diye soruyor; arkadaşı ise ona cevap veremiyordu. Halbuki, bilgiye ulaşmanın çok kolay olduğu bir çağda yaşıyoruz. Aşağıda Mevlid Kandiline dair bir yazı okuyacaksınız:

20 Nisan 2009

Bu gece  [yazar, yazının internete verildiği geceyi kastediyor]  Mevlit Kandili yani Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (SAV)’in doğumunun hicri takvime göre yıl dönümü.

Bu vesileyle herkesin kandilini tebrik ederek bu gecenin anlam ve önemine dair bir kaç yazı paylaşmak istiyorum..
———————————————–
Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, “ya Rabbi, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet” diye dua etti. Allahü Teâlâ ise, [ne cevap vereceğini bildiği halde diğer insanların duyması için] “Ya Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?” buyurdu. Âdem aleyhisselam da, “Arşta “Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resulullah” yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık görürsün” dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: “Ya Âdem doğru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine dua ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed olmasaydı, seni yaratmazdım.”
———————————————–
İnsanlık tarihinin en önemli hadisesi hiç şüphesiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in dünyaya teşrifleridir.

“(Ey Muhammed!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik”[1] ve “Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik”[2] âyetlerinde açıkça belirtildiği gibi, rahmet peygamberini bütün dünya beklemekteydi. Hz. Musa aleyhisselâma gönderilen Tevratta; müjdeci, uyarıcı, katı yürekli olmayan, sokaklarda bağırıp çağırmayan, kendisine yapılan kötülükleri iyilikle karşılayan, affeden [3] özelliklerle anlatılan Peygamber Efendimizin gelişini, herkes hasretle bekliyordu. Kurânın ifadesiyle Hz. İsa onun gelişini şöyle müjdeliyordu: Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: “Ey İsrailoğulları! Ben size Allahın elçisiyim, benden önce gelen Tevratı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim”, demişti[4]

Peygamber Efendimiz (SAV) daha dünyaya teşrif etmeden ve Peygamberlikle görevlendirilmeden ona inananlar olmuştu. şairimiz Arif Nihat Asya bu gerçeği şöyle dile getirir:

Günler, ne günlerdi yâ Muhammed
Çağlar ne çağlardı
Daha dünyaya gelmeden
Müminlerin vardı
[5]

Milli Şairimiz Mehmet Akif de, Peygamber Efendimizin gelişini, bütün insanlığın beklediğini şu mısraları ile anlatır:

On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
Kumdan, ayın on dördü, bir öksüz çıkıverdi!
Lâkin, o ne hüsrandı ki hissetmedi gözler
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!
[6]

Allah Teâlâ, bütün peygamberlerden ümmetleri adına onun peygamberliğini tasdik edeceklerine ve ona yardımcı olacaklarına dair söz almıştır. Nitekim bu husus Kurânda şöyle anlatılır: “Hani, Allah, Peygamberlerden: Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz diye söz almış ve Bunu kabul ettiniz mi, verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi? demişti. Onlar, Kabul ettik demişlerdi. Allah da, Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti[7].

Kurânı Kerimden önce gelen bütün kutsal kitaplarda, Peygamber Efendimizin geleceğinden ve özelliklerinden söz edilmiştir. Ancak Hıristiyan ve Yahudi din adamları bu gerçeği gizlemişler ve tahrif etmişlerdir. Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi), öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup bile bile gerçeği gizlerler[8] âyeti bu gerçeği vurgulamaktadır.

Allah Teâlânın, insanlığa gönderdiği en son rahmet elçisi ve hidayet öncüsü Hz. Muhammed (s.a.v)’in Allah katından getirdiği ilahî davetini ve onun örnek ahlâkını anlamak, anlatmak, ona duyulan engin sevgiyi gönüllere yerleştirmek, topluma aktarmak maksadıyla yıllardır müslümanlar, onun dünyaya teşriflerini Mevlid kandili olarak kutlamaktadır.
__________________
[1] Enbiyâ, 21/17.
[2] Sebe, 34/28.
[3] Muvatta, Mukaddime, 2.
[4] Saf, 61/6.
[5] Arif Nihat Asya, Dualar Ve Âminler, İstanbul, 1976, s. 64.
[6] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, İstanbul, 1977, s. 499.
[7] Âli İmrân, 3/81.
[8] Bakara, 2/146.

Dr. Kerim BULADI

Not: Değerli katkıları için Sayın Prof. Dr. Mustfa Nutku’ya teşekkürler.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir