|
HÎFÂ HATUN (RADİYALLAHU ANHA)
Muhteşem, gerçek bir hikaye... |
|
(SABIR İLE HALIKINA TEVEKKÜL VE İLTİCA, ŞÜKÜR İLE
REZZAKINDAN SUAL VE DUA)’nın
Manasını Gösteren Bir Mesele.
Hifa hatun (ra):Menkıbesi anlatılan fakat
hayatı hakkında malumat verilmeyen kadın sahabelerden biridir. Medineli ve
ensardan olduğu anlaşılmaktadır. Kabilesi ve doğum tarihi bilinmemektedir.
Medine-i Münevvere'de güzelliği ile ün salmış bir kadındı. Bir gün Rasûlullah
(s.a.v) efendimizin huzuruna gelip şöyle söyledi: "Ya RasûlALLAH! Bana beni
cennete götürecek bir iş öğret!" Rasûlullah (s.a.v) "Önce biriyle evlen. Bununla
dinin yarısını emniyete alırsın." buyurdu. Ya RasûlALLAH! Benim dengim kim olur?
"Beni Habeş Necâşîsi (kral) istedi, ben onu istemedim. Ubeydullah yüz deve ve
başka şeyler de verdi, onu da kabul etmedim. Lakin siz ahirette kurtuluşumun
evlilikten geçtiğini buyurdunuz. Siz kimi münasip görürseniz onunla evlenmeye
razıyım." dedi. Hîfâ Hatun'un siz kimi münasip görürseniz razıyım sözünün
altında, gönlünden Peygamberimizin kendisini müminlerin annelerinden kılacağı
ümidi vardı. Lakin Rasûlullah'ın (s.a.v) böyle bir niyeti yoktu. Onu gücendirmek
de istemiyordu. "Yarın sabah mescide en evvel kim gelirse onunla
evlendireceğim." buyurdu. Onunla evlenmek isteyen sahabeleri de ümitsizliğe
düşürmek istemediğinden böyle bir yol takip etmeyi uygun görmüştü.Ertesi gün hiç
biri erken uyanamadı. ALLAH .(c.c) onlara uykudayken uyanma imkanı bahşetmedi.
Rasûlullah (s.a.v) kimin geleceğini bekleyiverirken aniden Süheyb isimli, fakir,
siyah renkli, görünüşü güzel olmayan, uzun boylu, zayıf ve ince yapılı olan
sahabe geldi. Hîfâ Hatun ise, zengin, güzel ve rağbet edilen biriydi. Namazdan
sonra Hîfâ Hatunu çağırdı, durumu bildirdi. O da buna razı oldu. Hiç itiraz
etmedi. Rasûlullah (s.a.v) hutbe okudu, nikahlarını akdetti. "Süheyb, kalk ve bu
hanımın için bir şeyler al!" buyurdu. Lakin Süheyb, dünyalığı olmadığını
söyleyince Hîfâ Hatun, kendi servetinden on bin dirhem gümüşlük bir kese
getirtti. Onları Süheyb'e verdiler. O da gerekli şeyleri alıverdi. Sonra
Rasûlullah (s.a.v) "Ey Süheyb! Hanımının elini tut, onu evine götür!" buyurdu.
Bu sefer Süheyb (r.a) dedi ki, Ya RasûlALLAH (s.a.v)! benim evim mesciddir.
Hangi eve götüreyim?" Süheyb'in bu cevabını işiten Hîfâ Hatun, "filan yerdeki
hazır konağı sana bağışladım. Kalk beni oraya götür." dedi. Onun bu âlicenap
tavrı ve hareketi Rasûlullah'ın (s.a.v) çok hoşuna gitti de ona dua etti. Sahabe
de onun bu hareketini çok takdir ettiler ve onu övdüler.
Karı ve koca kalktılar ve birlikte konağa
gittiler. Akşam olunca yemeklerini yediler. Rablerine hamd ettiler. Nihayet
yatma vakti gelince, Hîfâ Hatun "Ey Süheyb! Bil ki, ben sana nimetim, sen bana
mihnetsin. Sen bu nimete şükür, ben bu mihnete sabır için, gel bu geceyi ibadet
ve taatle geçirelim. Sen şükrediciler, ben sabrediciler sevabına kovuşayım.
Çünkü Rasûlullah (s.a.v) 'Cennette yüksek çardak vardır. Bunda yalnız
şükredenler ve sabredenler bulunur' buyurdu." dedi. O gece ikisi de
taat ve ibadet ile meşgul oldular. Sabah namazını eda için Süheyb mescide geldi.
Cebrail a.s onların gerekli hallerini Rasûlullah'a (s.a.v) bildirdi. Cennet ve
Cemâl-i ilâhî ile onlara müjde verdi. Rasûlullah (s.a.v) "Ey Süheyb! Geceki
hâlini, sen mi anlatırsın, ben mi söyleyeyim?" buyurdu. Süheyb, Ya RasûlALLAH
(s.a.v) siz söyleyiniz dedi. Rasûlullah (s.a.v) durumlarını, yaptıklarını
bildirdi. Ve sonra "Siz cennetliksiniz ve ALLAH u Teâlâyı göreceksiniz"
müjdesini verdi. Süheyb sevincinden ve Cenâb-ı Hakk'ın didarı müjdesine kavuşmak
şevkinden başını secdeye koydu ve "Ya Rabbi! Eğer beni mağfiret etmişsen,
günahlara bulaşmadan ruhumu kabz et! dedi. ALLAH u Teâlâ, onun ruhunu secdede
iken kabz etti. Orada bulunan tüm sahabeler buna ağladılar. Rasûlullah (s.a.v)
"Daha şaşılacak şey, Hîfâ'nın da bu anda ruhunu Hakk'a teslim etmiş olmasıdır."
buyurdular. Hakikaten o esnada Hîfâ Hatunun da Hakk'a yürüdüğünden kimsenin
şüphesi olmadı. Muhbir-i sadık efendimizin her haber verdiği doğruydu.
Nitekim bu da böyle oldu. Sahabe-i Kiram efendilerimiz her ikisinin de cenaze işlemlerini yaptıktan sonra ikisini de Cennet'ül Bakî'ye yan yana defnettiler. Başları ucuna iki tahta koydular. Tahtalardan birine: "Bu ALLAH u Teâlâ'nın nimetine şükür edenin kabridir." diye yazdılar. Öbürüne de: "Bu ALLAH u Teâlâ'nın mihnetine sabredenin kabridir." ibaresini yazdılar. Bu olay ile bir kere daha anlaşılmıştır ki, Ashab-ı kiram kuvvetli bir imana ve tam bir teslimiyete sahip idiler.ALLAH (c.c) hepsinden razı olsun! |
Bilgisayarınıza indirmek için buraya tıklayınız.... ![]() |